- Bebeğimin Gelişimi
- Bebeğimin Beslenmesi
- Bebeğimin Sağlığı
- Bebeğimin Bakımı
- Bebeğimle İlgili Sorularım
- Bebeğimin Doktoru
Bebeğimle İlgili Sorularım

Bebeğinizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyoruz. Ona olan sevginizi, ilginizi ve şefkatinizi tam olarak hissettirmeniz için aklınızda hiçbir sorunuz kalmasın istiyoruz. Bu yüzden, hayatınızı kolaylaştıracak, bebeğinizle kuracağınız iletişimi güçlendirecek sorularınızı Uzman Psikolog Aysun Ömeroğlu yardımıyla cevaplıyoruz.
- Bebeğim neden ağlıyor olabilir?
Bebek için ağlamak, karşılanması gereken ihtiyacına ulaşabilmenin adeta tek yoludur. Bu nedenle ağlamayı sadece olumsuz olarak düşünmeyin. O ağlasın ki onu besleyin, gazını çıkarmasına yardım edin, uyku için gerekli ortamı hazırlayın ve tüm bunlar olurken yaşayabileceği kaygıları hafifletecek güvenli kucağınızı onun için açabilin.
- Ne yaparsam yapayım ağlamaya devam ediyor. Neden?
Herhangi bir fizyolojik sorun olmadığı sürece bir bebeğin aşırı derecede ağlamasının nedeni çoğunlukla ihtiyacı olan şeylerin ona zamanında ve yeterince verilememesidir. Bebeğin beslenmesi, gazının çıkartılması, rahatlatılması ve uyutulması, ilk ayların temel dörtlü döngüsüdür. Bu döngü ilerleyen aylarda, günde 12, 8, 6, 5 ve 4 sefer olmak üzere giderek azalmaktadır. Bebek bu ihtiyaç eksiği eşleşmelerinin aşamalarından herhangi birinde sıkıntı yaşadığında, “ihtiyaçların üst üste binmesi” dediğimiz durum oluşur. Örneğin, yeterince doymuş bebek gazını çıkaramayınca ağlamaya devam eder ve rahatlama aşamasına geçmesi zorlaşır. Bu durumda uykusunu yeterince alamayacaktır. Tekrar acıktığında, uykusunu almamış olan bebek, artık hem aç hem de uykusuzdur. Yani en az iki ihtiyaç üst üstedir ve bu ihtiyaçların karşılanması artık daha da zordur. Bu durumda anne, bebeğin ihtiyaçlarını sakin ve kendinden emin bir şekilde sırayla karşılamalı ve bebeğin ihtiyaçlarıyla annenin sağlayabilecekleri arasında karmaşık eşleşmeler başlamamalıdır. Aksi halde annenin sakinliğini koruyamaması, anne ve bebek için hem fiziksel hem de duygusal bağı zedeler ve bu uyuşmazlık iletişim sorununu da beraberinde getirir. Hem anne hem de çocuk için birazdan ne olacağını bilememenin verdiği endişe huzursuzluk yaratacağından bebek bunu hisseder ve giderek daha çok ağlar.
- Ağlayan bebeğe nasıl yaklaşmalı?
Pes etmeden, bebek ağlarken onu desteklemeye devam edilmelidir. Özellikle ilk dört ay için bebeğinizi, hiçbir kaygı gütmeden dilediğinizce kucaklamanız onun için çok önemlidir. Başlangıçta bebeğinizin sıkıntısına çare olamasanız da onun sıkıntısına eşlik etmeniz, zamanla onu sakinleştirecektir. Anne ve babanın ağlayan bebeklerini rahatlatmaya çalışmasıyla bebeğin temel ihtiyacı olan kendini güvende ve önemli hissetme ihtiyacı sağlanmış olur. Unutmayın ki bu güvende olma duygusu, çocuğunuz için başkalarına güvenmenin ve dolayısıyla gelecekte sağlıklı ilişkiler kurabilmenin en temel belirleyicisi olacaktır. Anne ve babanın, bebeğini sakinleştirmek için harcadığı emek, ilerleyen aylarda bebeğin bunu kendi başına yapabiliyor olmasına önemli ölçüde zemin hazırlar. Ailenin bebeği rahatlatmak için kullandığı tensel ve sesli iletişimse bebeğin dil ve motor gelişimini erken tamamlamasını önemli ölçüde etkiler. Ailesi bebeğin ağlamalarına (yani iletişim isteğine) uygun desteği sundukça, bebek iletişim konusunda kendini başarılı hissedecek ve böylece daha çok ve anlamlı iletişim kurmak için cesaretlenecektir. İletişim aracı olan ağlamalar, yavaş yavaş çeşitli jestler ve seslere, zamanla da kelime ve cümlelere dönüşecektir.
- Ağlayan bebekle baş etme ipuçları nelerdir?
- Bebeğinizin ağlamalarıyla anlatmak istediklerini iyice gözlemleyip, anlamaya çalışın ve bunun için hem kendinize hem de ona yeterince zaman verin.
- Ağlamalar artmadan, en öncelikli ihtiyacın karşılanmasını sağlamaya çalışın.
- Bebeğiniz her ağladığında onun aç olduğunu düşünmeyin. Bebeğinizin asıl karşılamak istediği ihtiyacını görmemeniz, ilk 3-4 hafta hariç, bebeğin daha çok ağlamasının en temel nedenlerinden biridir.
- Aylara uygun bir beslenme rutini sağlarsanız, açlık ağlamasını da elemiş olursunuz. Bu durumda, beslenme saatlerinin arasındaki ağlamalar için geriye kalan nedenler gaz, uyku ve yakın temas ihtiyacı olabilir.
- Annenin desteklenmesi en temel ihtiyaçtır. Özellikle babanın eşine verdiği duygusal destek, annenin bebeğine bakabilme gücünün temel kaynaklarından biridir.
- Kaybedilen kontrolün kazanılması için, önce dinlenmeniz gerekir. Bebeğinizi sakin birine emanet edip mutlaka dinlenin ve bozulan dengeyi yeniden kurabilmek için güç toplayın. Dinlenirken de vicdan azabı çekmemeye çalışın.
- Sabırlı olun ve sonsuza dek ağlamayacağını aklınızdan çıkarmayın. Siz bebeğin birazdan sakinleşeceğinden şüphe ederseniz, kalp ritminiz, vücut ısınız ve terlemeniz artar. Güvenlik için sizi referans alan bebeğiniz, vücudunuzdaki gerilim ve tedirginlikten etkilenerek daha çok ağlayabilir.
- Bebeğiniz beslenme, gaz çıkarma, rahatlama ve uyku döngüsünden oluşan paketlerin birinde sıkıntı yaşanmışsa daha çok ağlayacaktır. Bu nedenle bebeğiniz ağladıkça kontrolü kaybetmek yerine, daha sakin kalmayı başarmak bu işin temel sırrıdır. Sakin kalabilen anne, yeni paketin birinci aşamasına (beslenme) kucağında sakin bir bebekle girebilecektir.
- Bebeğim uyumuyor. Ne yapmalıyım?
Öncelikle çocuk hekimine danışılmalı ve uyku sorununun arkasında fizyolojik sebepler olup olmadığına dair fikir alınmalıdır. Uyku sorunu fizyolojik bir nedenden kaynaklanmıyorsa, sorunun ebeveynlerin uykuya dair yaptığı hatalı davranışlarla ilgili olabileceği düşünülmeli ve vakit kaybetmeden bu konuda uzman birinden yardım alınmalıdır. 0-3 yaş döneminde, çocukların %50’sine yakınında hatalı ebeveyn tutumlarına bağlı olarak uyku sorunları görülebilmektedir. Erken yaşlardaki uyku sorunlarının, okul başarısı, sağlıklı gelişim ve devam eden yıllardaki uyku bozukluklarıyla yakın ilişkisi olduğunun bilimsel çalışmalarla kanıtlandığı unutulmamalı ve bu konu hafife alınmamalıdır.
- Bebek uykusu ile yetişkin uykusu arasında ne fark var?
Bebeklerin uyku döngüsü başlangıçta kısa parçalar halindedir. 6. ayın sonunda yavaş yavaş yetişkin tip uykuya benzemeye başlar. Gece boyunca bölünmeden uyuyabilme kapasitesine ise 1 yaşın sonunda ulaşılır. Ancak yine de yetişkinden farklı olarak, gündüz uykusuna olan ihtiyacı devam eder. 6. ayın sonunda, bebeğiniz hala geceleri sık sık uyanıyor ya da uykuya dalmada güçlükler çekiyorsa, akla getirilmesi gereken ilk şey kendi başına uyuma becerisi edinememiş olabileceğidir. Bunun dışında, gündüz yetersiz uyku uyuyan, akşam geç yatırılan, uykuya kucakta, ayakta sallanarak, memede ya da biberonda dalma gibi alışkanlıkları olan bebeklerin, ilerleyen zamanlarda daha fazla uyku sorunu yaşadığı görülmektedir.
- Kendi kendine uyuyan bebek bir efsane mi?
Kesinlikle değil. Kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgilerden biri de bebeklerin yardımsız uyuyamayacağıdır. Yeni doğmuş bir bebeğin, ilk aylarda uykuya geçiş için kendini sakinleştirme becerisi çok az olduğundan, uykuya dalmak için ebeveynlerinin güvenli kollarının sıcaklığına ihtiyaç duyar. Ancak bu ihtiyaç, 4. aydan sonra giderek azalır. Annenin aylara göre bebeğin uyku ile ilgili fiziksel becerilerine uygun davranışlar göstermesi durumunda, bebeklerinin 7. aydan sonra kendi başlarına uyumaları bir mucize değil, normal ve beklenen bir gelişmedir. Bebeği uyutabilmek için yapılan en temel hatalardan biri, bebeğin hep tek bir şekilde, sallanarak ya da beslenerek uyuyacağına şartlandırılmasıdır. Bebekler çok hızlı büyürler ve aylara göre uykuya geçiş zamanlarında farklı yollarla uyuma alışkanlıkları geliştirirler. Anne bebeğini hep yeni doğmuş bir bebek gibi uyutmaya devam ederse, onlar da uykuyla ilgili zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin imkan verdiği becerilerini kullanmayı öğrenmekte gecikirler. Unutmayın ki, kendi kendine uyumak öğrenilen bir şeydir. Bu konuda gözlemci, araştırmacı, öğrenmeye açık ve cesur olmalısınız. Son olarak uyku sorunlarına harcanan enerjinin azalması durumunda onunla çok daha coşkulu, kaliteli ve güvenli bir ilişki kurmanız için gerekli enerjinizin artacağını bilmelisiniz.
- Bebeğim çok erken uyanıyor. Bir problem olur mu?
Öncelikle bebeğinizin size göre mi, yoksa gelişim sürecinde beklenene göre mi erken uyandığına tekrar bakılmalıdır. Bebeklerin, özellikle ilk 2 yılda erken uyanmaları doğal ve beklenen bir durumdur. Bebeğin sorunsuz ve mutlu bir şekilde sabahları saat 6 ile 8 arasında uyanması normal kabul edilmektedir. Bunun aile tarafından kabul edilmesi, bebeğin kalkma saatine uyum sağlamasında faydalı olacaktır.
Peki erken kalkma ne zaman bir sorun olarak görülmelidir?
6. ve 7. ayın sonunda, bebeğiniz hala sabah 6’dan önce ağlayarak ve yorgun olarak uyanıyorsa;
Her gece, başka saatlerde ağlayarak uyanıyor ve süt içtikten sonra uykuya geri dönüyorsa;
Yorgun ve keyifsiz bir şekilde uyanıp, kısa süre sonra uyumak istiyorsa, erken kalkma sorunundan bahsedebiliriz.
Bu sorunlara daha çok çocuk tek başına uyuyamadığında rastlanmaktadır. Bu durumda en uygun yöntemlerle, bebeğinize kendi başına uyuma konusunda uyku eğitimi vermeye başlamanız sorunun en etkili çözümüdür. Bu eğitim, gereksiz gece beslenmelerini kaldırma, her gece aynı yerde, aynı ön hazırlık ve saatte yatma, uyku öncesi çok uyarıcı etkinliklerde bulunmama gibi temel uyku vakti rutinlerini de yeniden düzenleyerek verilmelidir.
Unutmayın ki, bebeği geç yatırmak, uyanma saatini özellikle ilk 2 senede geciktirmez. Tam tersine çocuğun daha az uyuyarak daha yorgun ve asabi olmasına neden olur. Bu yöntem ancak daha büyük çocuklarda işe yarayabilmektedir.
- Gece çok sık uyanıyor! Ne yapmalıyım?
1 yaşından sonra, hala gece sık uyanarak ve süt içme, sallanma ve beraber yatma gibi yardımlar olmadan uykuya dönememe bir uyku sorunu olarak görülmelidir. Bu gibi durumlarda, sorunu kökten çözmek için bebeğinize kendi başına uyumayı öğretmelisiniz. Gece boyunca yetişkinler gibi bebekler de 3 ya da 4 kez uyanırlar. Bu uyanmalar, uykunun normal akışının bir parçasıdır. Ancak biz yetişkinler uykuya hemen geri daldığımızdan bu uyanmalarımızı hatırlamayız. Kendi başına uyumayı öğrenmemiş bebekler, bu uyanmalarda ne yapacaklarını bilmediklerinden ağlayarak anne babalarından uykuya dönmek için yardım isterler. Sizler de sallamak, beraber yatmak ya da beslemek gibi, çocuğun tek bildiği uyuma yolunu ona gecenin ortasında tekrar tekrar uygulamak zorunda kalırsınız. İşte bebeklerin gereksiz yere gece uyanmalarının temel nedeni bu kadar basittir. Gece uyanmalarını sonlandırmak için bu konuda bilgilenmeli ve ilk fırsatta uyku eğitimi çalışmalarına başlamalısınız.
- Uyku eğitimini bebeğime nasıl verebilirim?
Uyku saatleri için (öncelikle gündüz ve gece) düzenli bir yaşam planlamalısınız. Birazdan neler olacağını bilmek, bebeğin kendini güvende hissetmesini ve sıradaki etkinliğe zihnini ve bedenini hazırlamasını sağlayacaktır. Uyku öncesi hazırlıklarınızı yeniden düzenleyip rutin olarak uygulayın. Bir süre sonra bebeğiniz bu hazırlıkları uykunun habercileri olarak kodlamaya başlayacaktır. Uyku öncesi rutin olarak yapılanları edilenleri gözden geçirin ve bir kağıda yazın. Yazdıklarınızın içinden, bebeği uyaracak tüm etkinlikleri teker teker çıkarıp yerine daha sakinleştirici olanları ekleyin. (Odanın karartılması, seslerin azalması gibi) Ses tonunuzun, beden dilinizin, mimiklerinizin ve temaslarınızın uyarıcı değil sakinleştirici olmasına dikkat etmeye başlayın. Uyuması için bugüne kadar etkili olan ve kolaylık sağlayan süt içme, sallanma gibi aktiviteleri her gün biraz daha az yapmaya başlayın. Bu azaltmalar karşısında huysuzlanan bebeğinizin, başlangıçta yanında olun ama bir miktar sıkıntı çekmesine izin verin. Yavaş yavaş ilgili yardımı tamamen bırakın. Uyku eğitimi sırasında bebek, odasında ve yatağında olmalıdır. Eğitimin başlarında bebek ağlayabilir. Korkup hemen pes etmeyin. Bebeğiniz ağlarken yanında olun ama konuşmayın. Elini tutabilir, sırtını sıvazlayabilir ya da bir miktar pış pış yapabilirsiniz. Bebeğiniz, ayakta-kucakta sallanma ve beslenerek uyuma davranışı yerine, sizin temasınıza ihtiyaç duysa bile kendi yatağında uyuyabileceği bir noktaya geldiğinde, bir sonraki aşamaya geçilebilir. Bu aşamada, uyuması için bebeğe yapılan yardım (özellikle fiziksel temas) giderek azaltılmalıdır. Ancak bebek, annesi orada mı diye baktığı her seferde anne hala orada olmalıdır. Mesela yatağın yanındaki sandalyede oturarak bebeğinize uyku için destek oluyorsanız, zamanla bebeğinize daha az dokunup sadece arada “şişşşşşş...” yaparak orada olduğunuzu bilmesini sağlayabilirsiniz. Sonraki aşamada, odadan tamamen çıkmak hedeflenmelidir. Eğer bebeğiniz erken uyanıyorsa, ona sabah olmamış gibi davranmalısınız. Perdeleri açmak, onunla konuşup oynamak, uyanma saatini bebeğin beden saatine fikslemeye neden olabilir. Bu nedenle uygun uyanma saatine kadar bebeğinize uyarıcı bir davranışta bulunmamaya özen göstermelisiniz. Uygun uyanma saati gelince, coşkulu bir şekilde perdeleri açıp onunla konuşarak, uyanma saati ya da sabah kavramlarının gelişmesini sağlayabilirsiniz.
- Süt üretmek için kilo almak şart mı?
Vücudunuz, emzirme için gerekli ek enerjiyi, daha hamileyken yağ olarak biriktirmeye başlar. Dengeli ve çeşitli bir yeme-içme düzenine sahipseniz emzirme, doğum kilolarınızı vermenize yardımcı olacaktır. Bilimsel çalışmalar, emziren bir annenin emzirme yoluyla günde 600 kalori yaktığını, bunun da 2 saat süren bir aerobik egzersizine denk olduğunu göstermektedir. Annenin süt üretimiyle kilo alması arasında bir ilişki olmadığı, ancak genetik yapı, beslenme biçimi ve ruhsal sağlıkla kilo almanın ilişkisi olduğu da yine bilimsel çalışmalarla desteklenen bilgilerdir. Genetik bir nedenden dolayı süt üretimi aksamıyorsa, sağlıklı beslenen ve emzirmek isteyen her anne, bebeği için yeterli miktarda sütü kilo almadan üretebilir. Doğum sonrası sağlıklı beslenen bir anne, aldığı kaloriyi emzirme ve günlük aktiviteleriyle yaktığında kilo almayacaktır. Gebelik boyunca emzirme için vücutta biriktirilen yağ da emzirme gerçekleşirse yakılacaktır. Ancak anne gebelik boyunca gerekenden fazla kilo almışsa, normal beslenmeyle aldığı kiloları veremeyecektir. Bu nedenle genellikle anneler emzirmenin kilo yaptığı gibi yanlış bir fikre kapılabilirler. Doğumdan sonra, rejim ve spor desteğiyle sağlanan ani kilo verme işlemi, vücut sıvılarındaki toksinleri artırır ve bu toksinler anne sütüyle bebeğe geçer. Bu nedenle, kilo vermenin aşamalı ve aylara yayılarak yapılması önerilmektedir. En kolay yol, gebelikte doktorunuzun önerdiği limitleri aşmamaktır. Hamilelik kilonuz ortalamanın üzerine çıkmışsa, doğum öncesi kilonuza ulaşmayı ilk bir yılın sonu için planlayabilirsiniz. Özellikle emzirmenin azalacağı ya da kesileceği ikinci altı ay, diyete planlı bir şekilde başlamak için en uygun zamandır. Süt üretimi için ekstra şeker ve tatlı tüketimine gerek yoktur. Bol sıvı tüketmek ve dengeli besin almak yeterli olacaktır.
- Emzik kullanmak bebeğim için iyi mi?
Bebeklerin çoğu kuvvetli bir emme refleksiyle doğarlar. Hatta henüz anne karnındayken ellerini emmeye başlamış olurlar. Emzik kullanmak ya da kullanmamak tamamen sizin vereceğiniz bir karardır. Fakat karar vermeden önce emzik kullanımının olası faydalarını ve zararlarını gözden geçirmekte fayda var:
Bebek için emmek, beslenmenin yanı sıra rahatlatıcı ve sakinleştirici etkilere sahiptir.
Aşı, kan alma gibi özel durumlarda emzik, bebeği oyalayan bir araç görevi görebilmektedir.
Sakinleşmeye yardımcı olduğundan, uykuya dalmaya da yardımcı olabilmektedir.
Uçak yolculuklarındaki basınç değişikliklerinden dolayı, bebeğin kulağında oluşabilecek zarar ve acıdan bebeği korumaya yardımcı olabilir.
Bebek, emme güdüsünü emziğe değil de parmaklarına yönlendirdiği zaman, emzik kullanmaya son verilmesi halinde, parmaklarını emme alışkanlığından kurtulmak zor olabilmektedir.
Emzik kullanımının, orta kulak enfeksiyonlarını arttırabileceğine, gereğinden uzun süre kullanımında diş yapısında bozulmalara neden olabileceğine ve hatalı kullanıldığında bağımlılık yapabileceğine dikkat edilmelidir.v
- Emziğe ne zaman başlamalı?
Eğer bebeğiniz iki emzirme arasında çok mızmızsa ve tok olmasına rağmen emme isteği içindeyse hemen emzik kullanmaya başlayabilirsiniz.
- Emziğe neden bu kadar düşkün olabilir?
Anneleri en çok tedirgin eden konulardan biri de bebeğin emziğe tutkuyla bağlanması ve bu alışkanlıktan kurtulamamasıdır. Başlangıçta ağzına tutuşturulan basit kauçuk parçasının ne olduğunu bile anlayamayan bebeğin, kendisini rahatlatan ve haz veren bu nesneye bağlanması çok normaldir. Çünkü 0-1 yaş arasındaki bebeklik dönemini kapsayan oral dönemde, temel haz kaynağı emmedir. Emziği bir bağımlılığa dönüştüren ilk hatalı davranış, ebeveynlerin ilk aylarda bebek her sıkıntı yaşadığında emzik verme eğilimidir.
- Emziğin bir bağımlılık olmasının önüne nasıl geçebilirim?
Emziğin gereğinden fazla ve amacını aşan bir biçimde kullanılması, bebeği emziğe bağımlı hale getirmeye başlar. Emzik, bir miktar kontrollü kullanıldığında, bağımlılık ihtimali en aza indirilmiş olur. Her ağladığında emzik verilen bebek, sorunlarına dayanabilmenin emziksiz yolunu bulabilme şansını da kaybetmiş olur. Başlangıçta yüksek olan emzik kullanma sıklığının bebek büyüdükçe azaltılması gerekir. Mesela 3. ayını doldurmuş bir bebek, bedeninin içinden ve dışından gelen uyaranlarla baş etmede daha yeteneklidir ve emzikle rahatlatılma ihtiyacı bir miktar azalmıştır. Emziğe, önce bağımlı olmasını sağlayıp sonra aniden kesmenin yollarını aramak sık yapılan bir hatadır. Oysa emzik kullanımının ilk aylardan itibaren giderek azaltılmasıyla bebeğin emziğe bağımlılığının önüne geçilebilir.
- Yemek yemeyi reddediyor, ne yapmalıyım?
Fiziksel bir sorunu olmayan bebeklerin ya da çocukların yemek yemeyi reddetmesinin temel nedeni çoğunlukla bakım verenlerin bu konudaki hatalı tutumlarıdır. Yemek yemenin, sadece fiziksel gelişime hizmet ettiğini düşünen ebeveynler, yemek yemenin fiziksel olduğu kadar ruhsal ve sosyal doyumla ilişkisini sıklıkla göz ardı ederler. Bebeklikten itibaren, yemek yerken hem fiziksel hem ruhsal doyuma ulaşan bir bebeğin, ilerleyen yaşlarda da yeme sorunlarının olmadığı gözlenmektedir. Sağlıklı bir çocuk yemek yemiyorsa, yemek saatlerini ve atıştırmalıkların saatini düzenlemeniz sorunu çözecektir. Bunun dışında kalan yemek yeme itirazlarının altında, duygusal sorunlar, aileyi cezalandırma isteği, ikincil kazançlara ulaşma gibi nedenler olabilir ki bunlar da aile içi iletişim sorununa işaret etmektedir. Yemek yeme reddedildiğinde, ona saygılı olun, konuyu takıntı haline getirmeyin, yemek yeme karşılığında bir ödül kazanmasına izin vermeyin ve ona yanlış örnek olacak şekilde yemek yemeyin.
- Tuvalet eğitiminde zamanlama nasıl olmalı?
Birçok şey gibi, çocukların bezi bırakıp yetişkinler gibi tuvalete gitme becerisi de öğrenilen bir şeydir. Bu nedenle ebeveynlerin bu konuda çocuğa yardım ve yönlendirmede bulunması gerekir. Konu ile ilgili gelişimsel bilgiler, çocuğunuz için doğru zamanlamayı belirlemede en önemli kaynaktır. Başlarda refleks olarak yapılan tuvalet, beslenmeden sonra bazen de beslenmeyle tetiklenerek otomatik olarak gerçekleşirken çocuk, zamanla ilgili bölgelerdeki etkinliği fark etmeye başlar. 2 yaşından sonra ise idrar ve kaka yapmada kullanılan kasların kontrolü fark edilir ölçüde gelişme kaydeder. Bu dönemlerde, tuvalete çıkmadan hemen önce ya da sonra çocuk, aileye bir çeşit alarm vermeye başlar. Başlarda pantolonunu çıkarmaya ve tuvalete gitmeye yetecek zaman yoktur. İşte çocuğun tuvalet için haber verdiği fakat zamanlamayı tam olarak kontrol edemediği bu dönem, tuvalet eğitimine başlamak için en ideal zamandır. Tuvalet eğitimindeki amaç, verilen alarmın zamanlamasını kontrolde, çocuğa destek olmaktır. Ek olarak, gün içerisinde bezin eskisi kadar ıslak olmaması ya da kuru kalma sürelerinin artması, tuvalet eğitimi için uygun bir döneme girildiğinin bir diğer habercisidir.
- Tuvalet eğitiminde baskıcı tutum işe yarar mı?
Tuvalet eğitiminde, erken ve baskıcı tutumun çocuğun gelişiminde olumsuz etkisi olacaktır. Burada önemli olan baskıcı tutum olmadan tuvalet eğitimi vermektir. Sağlıklı bir tuvalet eğitiminde asıl hedef sizin çocuğunuz için doğru zamanlamayı bulup, eğitime geç ya da erken başlamamanızdır. Doğru zamanlama, baskıcı davranma ihtimalini kendiliğinden ortadan kaldıracaktır. Bunun için, çocuğunuzu dikkatlice gözlemlemelisiniz. Mesela bebek 13-14 aylıkken, çiş yaptığı sırada elini bezine götürerek “anne burada bir şeyler oluyor” demeye çalışabilir. Bu durumlarda, bu bilincin oluşması için çok erken diye düşünüp, çocuğun fark etmekte olduğu şeyleri görmezden gelirseniz, çocuğunuza bu olanların önemli ve dikkate alınacak şeyler olmadığı yönünde hatalı mesajlar verirsiniz. Bu yüzden, çocuğunuzun verdiği ilk işaretleri, belki 1 yıl sonra başlayacak olan tuvalet eğitimine ön hazırlık gibi desteklemelisiniz. “Evet tatlım çişini yapıyorsun, bak abla olunca benim gibi tuvalete yapmaya başlayacaksın” gibi cesaretlendirici konuşmalar yapmak, daha sonra verilecek tuvalet eğitimde yaşanabilecek olumsuzlukları en aza indirecektir.
- Televizyon izlemek bebeğim için zararlı mı?
Bu konuda yapılan araştırmalar, televizyon karşısında çok fazla kalan çocuklarda, konuşma gecikmesinin ya da bozukluklarının arttığını gösteriyor. Bu bilgiye aldanıp, “Benimki çok güzel konuşuyor. O zaman istediği kadar televizyon izleyebilir” demeyin. Özellikle ilk yıllarda, çocuğun en temel ihtiyaçlarından biri iletişimdir. Bebek daha konuşamasa da çıkardığı seslere bir anlam yükleyip ona cevap veren büyükler sayesinde zamanla konuşmayı, duygularını ifade etmeyi ve mimiklerini nasıl kullanabileceğini öğrenir. Bu nedenle özellikle erken dönemde, bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey, duyguları ve anlatmaya çalıştıkları hakkında ona cevap verebilecek yetişkinlerle iletişimde olmaktır. Televizyon, tek yönlü bir iletişim sağlayarak bu işlevi yerine getirmediği için çocuğunuzun iletişim becerilerinin gelişimi açısından çok zararlı olabilir. Televizyon, çocuğu tüm gün oyalamak için adeta ikinci bir anne gibi kullanıldığında, çocuğunuza zarar vermeye başlar.
- Televizyonla ilişkisini nasıl kontrol edebilirim?
Televizyonun, birçok zararına rağmen hayatlarımızdan tamamen çıkması neredeyse imkansızdır. Ama televizyon sizi kontrol etmeden siz onu kontrol altına alabilirseniz ara bir yol bulmuş olursunuz. Evdeki yetişkinlerin bile birbirleriyle olan iletişimini zaman zaman bozabilen televizyonun, çocuğunuzla aranıza girmesine mutlaka engel olmalısınız. Televizyon, sizin tarafınızdan seçilmiş, eğitici programlar izlenmek üzere sizin kontrolünüzde, sınırlı bir etkinlik olarak açılmalı ve kapanmalıdır. Bir işinizi yapmak için açtığınız televizyonun karşısında çocuğunuzu sakın unutmayın. Belirli bir amaç için izlenmeyen televizyonu açık bırakmayın. Sizin tarafınızdan belirlenen izlenme saatine kadar televizyonu kapalı tutun ki televizyon, her sıkıldığında çocuğun kafasını dağıtacak bir nesne haline gelmesin. Çocuğunuz böylece televizyon dışında kendini oyalayacak yeni oyunlar kurmak için yaratıcı olmak zorunda kalacaktır.
- Tek çocuk sendromu gerçek mi?
“Tek çocuklar yalnızdır, paylaşmayı bilmezler, arkadaşları azdır.” Tüm bunlar tek çocuklu aileleri gereksiz yere endişelendiren klişe cümlelerdir. Yeni yaşam koşulları, tek çocuklu ailelere yeni yaşam pratiklerini beraberinde getirir. Artık kardeşi olmayan çocuklar da erken okul eğitimiyle kazandıkları oyun grupları sayesinde kardeşleri gibi görebilecekleri arkadaşlar edinebiliyor ve böylece sosyalleşme sorunlarını ortadan kaldırıyorlar. Tek çocuk olmak eskisi gibi tek başına olmak demek değil. Eskisiyle aynı olan şeyse, çocukların gelişiminde birçok temel alışkanlığın aileler tarafından çocuğa kazandırıldığı. Paylaşmak, diğer insanlara saygılı bir şekilde davranmak, toplumsal kurallara uygun davranmak önce kardeşlerden ve arkadaşlardan öğrenilmez. Bunlar hemen hemen her zaman ilk önce aile içindeki büyüklerden öğrenilir. Eğer aile içinde bu temel eğitimleri verebiliyorsanız, tek olan çocuğunuz için endişelenmeniz gerekmez. Okul sistemi de ailelerin bu konuda çocuklarına kattıklarını desteklemek ve eksikleri gidermek için çalışır.
- Kardeş geliyor! Neler olacak?
Anne ve babanın biricik ilgisini kaybetme korkusu, hemen her yaşta çocuğu tedirgin edebilecek bir konudur. Çocuğun bu korkusu, anne ve baba iki kardeşe de yetecek kadar enerjilerinin olduğunu ne kadar çok hissettirebilirlerse o kadar azalır. Konu kardeş olunca, bütün mesele kaynakların paylaşımıdır. Anne ve babanın özellikle duygusal kaynakları paylaştırırken yaratacakları ortamın yapıcılığı, yeni kardeşin kabullenilmesindeki zorluğun üstesinden gelmede en önemli yoldur. İlk defa kardeş sahibi olmak, aslında çocuk için henüz belirsiz bir durumdur. Çocuk hamilelik öncesi diyaloglardan ve hamilelik boyunca evde yaşananlardan dolayı yavaş yavaş neler olabileceğini sezmeye başlar. İşte tam bu dönemde ailenin yarattığı ortam, doğumdan sonra olacakların ve kardeşler arası ilişkinin ne yönde gelişeceğinin tohumlarını atmaya başlar. Büyük çocuğun yaşam düzeninin olabildiğince aynı tutulmaya çalışılması sergilenecek en doğru tavırdır. Ancak, yeni bebeğine de bakmak zorunda olan anne, artık eskisi gibi onunla olamaz. Bu durumda genelde büyük çocuk, baba ve diğer aile büyükleriyle oyalanmaya çalışır ya da yaşına uygun olarak tek başına bir şeyler yapmaya yönlendirilir. Büyük çocuk, genelde anne-bebek arasında neler olup bittiğini merak eder. Aklı annede kalan büyük çocuk, oyunları sabote etmeye başlar, itici davranışlarla annesinin ilgisini çekmeye çalışır. Bu durumun sonucunda uygunsuz davranışları sık sık tekrarlayan büyük kardeş, annesinin kendisini artık sevmediğine ve bunun sorumlusunun da kardeşi olduğuna inanmaya başlayabilir. Sık rastlanan bu senaryoyu yaşamamak için, büyük çocuğun merakı bitene kadar anne ve bebeğin yanında kalmasına izin verilmesi gerekir. Anne, büyük çocuğa, bebekle özel zaman talebini uygun şekilde anlatabilir. Mesela, büyük çocuğuna “Seninle oyun oynamayı çok özledim. Bak, kardeşin için sadece annenin yapabileceği bazı işler var. Onları bitirip koşarak yanına geliyorum” deyip sonra da sözünü tutmalıdır. Sözünü her seferinde tutan anneye, büyük çocuk tekrar güvenmeye başlar. Anneyle geçirilecek güzel zamanlar için, bebeğin işlerinin bitmesini bekleyebilmek büyük çocuk için her gün biraz daha kolaylaşır.
Unutulmaması gereken diğer şey, annenin süper güçlerinin olmadığıdır. Annenin sözünü tutabilmesi için emzirme sonrası gaz çıkarma, uyutma gibi işler konusunda babadan ya da aile yakınlarından yardım alabiliyor olması gerekmektedir. Aksi halde annenin enerjisi 2 çocuğa birden yetememeye ve sorunlar tekrar tekrar yaşanmaya başlar.
- Burnu çok tıkalı/çok akıyor... Ne yapmalıyım?
Burnu akan çocuk, nefes almakta çok zorlanır ve bu zorluk emme, yeme, içme ve uyumayı sırasıyla bozmaya başlar. Öyle ki çocuk, ağır veya hafif hastalıktan çok, burun akıntısından mağdur olur. Tek çözüm olan sık sık burun temizleme işlemi de kolaylıkla yapılamaz. Çünkü çocuk için burun adeta dokunulmaz bölgedir. Başlangıçta anneler burun akıntısı nedeniyle yaşayabilecekleri sorunları pek bilmezler. Bu nedenle, doğum sonrası destek eğitimlerimde bu konuda destek verilir. Mesela ilk banyo deneyimlerinde anneler çocuğun burnuna su kaçacak korkusuyla genelde yüzüne ya da burnuna pek su dökmezler. Fakat tam tersine, yıkanırken yüzüstü bir şekilde elde tutulan bebeğin başından su dökmekle bebek çok az bir suyu burnuna çekme fırsatı bulur. Bu su, burun içindeki kurumuş kirlerin çıkabilmesi için yumuşamasına vesile olur. Kurulanırken de evde bulunan vakumlu bir burun temizleme pompası yardımıyla burun temizlenince tüm sıkıntı giderilmiş olur ve bu işlemin iyi bir emzirmeye ve uykuya oldukça fazla yardımı dokunur. Her banyoda bunu yaşayan bebeğin burnu, bir süre sonra dokunulmaz bölge olmaktan çıkar. Henüz emzirme döneminde burun temizleme alışkanlığı edinen bebek, büyüyüp burun akıntılı bir hastalığa kapılınca, burun temizleme ve vakumlu aletler kullanmaya alışık olduğundan annesine itiraz etmez. Her konuda olduğu gibi, vakumlu temizleme aletlerini kullanırken de kendinizden emin ve kararlı olmalısınız. Burun temizliğinin onu rahatlatacağını ona anlatmanız işe yarayabilir. İşlemi yaparken, annenin acıyacakmış ya da pis bir iş yapıyormuş gibi davranmamaya çalışması gerekir. İşlem sonrasında rahatlayan çocuk, korkulacak bir şey olmadığını ve annesinin onun için en iyisini yaptığını deneyimledikçe itiraz etmeden anneye yardımcı olmaya başlayacaktır.
- Neden banyo yapmak istemiyor?
Önce bebeğin hastalık yönünden bir sıkıntısı olup olmadığı incelenmelidir. Hastalanmak üzere olan çocuğun her türlü aktivitede sıkıntı çıkarabileceğini unutmayın. Ayrıca çok yorgun ya da çok uykusu olan bir çocuk da banyo yapmak istemeyebilir. Bunlardan hiçbiri yoksa çocuğunuz banyo sırasında eğlenceli vakit geçirmiyor olabilir. Banyo, kaliteli ve eğlenceli bir iletişim imkanı sağlanabildiğinde genelde tüm çocuklar tarafından istenir hale gelir. Eğer tek amacınız bir an önce onu temizleyip paklamak ve bu işi de bitirip rahatlamak olursa bebeğiniz bunu hisseder ve arzu ettiği ilgiyi uygunsuz davranışlarla elde etmeye çalışabilir. Bunun dışında bazen de yıkanma sırasında olan herhangi bir şeyden korkmuş olabilir. Mesela gider borusundaki suyun çıkardığı garip bir ses, bir miktar sıcak suyla canının acıması, banyoda ya da sonrasında üşümek gibi bir deneyim yaşadıysa, banyoya karşı isteksiz olabilir. İyi bir gözlem yapıp, banyoda çocuğunuzu korkutmuş olabilecek şeyleri bulmaya çalışabilirsiniz. Banyoyu daha kolay hale getirmek için banyo sırasında çocuğunuza eşlik etmeniz bir çözüm olabilir. Beraber geçirilecek bir banyo deneyimi, banyoyla ilgili korkuların üstesinden gelmede çocuğunuza çok yardımcı olacaktır. Eğer banyoya itirazı ilgi çekmek içinse, yine beraber yapılan banyolar sayesinde talep edilen ilgi sağlanmış olacak ve zamanla siz banyoya girmeseniz de beraber eğlenmeyi öğrenmenize vesile olacaktır.
- Bez değiştirmek neden bu kadar zor?
Özellikle bebek hareketlenmeye başladıktan sonra, bez değişimi için annesine bir türlü izin vermez. Bu durumun yaşandığı durumlarda bez değiştirme sırasında adeta kaos yaşanır. Bu durumu doğal karşıladığınız zamanlar, aslında anne ve baba olarak kontrolünüzü ve otoritenizi tamamen yitirdiğiniz anlardır. O yaştaki bir bebeğe disiplin uygulama konusunda kafanız karışabilir. Özellikle 0-3 yaş döneminde uyku, yemek, oyun gibi konularda düzenli bir yaşam kuramamanın altında ebeveynlerin kontrol ve otorite kaybı yatar. Kontrol küçük konularda öğretilirse büyük konularda da kolaylık sağlayacaktır. Bunun için sakin ve kararlı olmalısınız. Altını değiştirmek için bile çocuğunuzu kandırmak ya da dikkatini başka bir yöne kaydırmak zorunda kalıyorsanız, gün içinde zorlandığınız diğer şeyleri bir düşünün. Dikkatlice gözlerseniz, benzer durumları başka konularda da yaşadığınızı göreceksiniz. Yemek yedirme, uyku, oyun ve banyo gibi zamanlardaki kontrolünüzü kazanmanız, alt değiştirmedeki zorlanmayı kendiliğinden düzeltecektir. Bazı konularda hayır demeyi mutlaka öğrenmelisiniz. Kuralların belirli olduğu ev ortamlarında, çocuklar kendilerini çok daha güvende hissederler.